HAMİT TEKKANAT - BÜYÜK TAARUZ VE 30 AĞUSTOS ZAFERİ | Denizli Hizmet Gazetesi -

BÜYÜK TAARUZ VE 30 AĞUSTOS ZAFERİ
HAMİT TEKKANAT

                    Facebook'ta Paylaş     |    

30/8/2017
BÜYÜK TAARUZ VE 30 AĞUSTOS ZAFERİ  
Kemal kelimesinin anlamı sözlükte, bilgi ve erdem yönünden erginlik, eksiksizlik, olgunluk, yetkinlik, en yüksek değer olarak açıklanıyor. Mustafa Kemal Atatürk de bu özellikleri taşıyan 20.yüzyılın yetiştirdiği en büyük askeri ve siyasi bir deha idi. O kendisini şöyle tanımlıyordu: 
''Benim adım Mustafa Kemal'dir. Ben ne diktatörüm, ne macera peşinde koşarım, ne de mağlubiyeti kabul eden bir kimseyim. Ben, yalnız milletimi düşünür, onun için yaşarım. Benim ve milletimin hakkı olanı alırım. Alamayacağım bir şey de yoktur.'' 
Mustafa Kemal Nutuk’ta 26 Ağustosu anlatıyor: 
"Topçularımız mevzilere gece geldiler. Karanlık içinde mevzi aldılar ve fecirle beraber bütün dünyanın gözleri açıldığı zaman ateşe başladılar. Mevziler çok ve çok müstahkemdi. Bu mevziin müdafaa kıymetini en son tetkik eden bir İngiliz erkânıharbinin verdiği raporda, 'eğer Türkler, bu mevzii, dört beş ayda işgal ederlerse bir günde sukut ettirdiklerini iddia edebilirler' deniliyordu. Fakat Türklere, bu mevzii düşürmek için aylar değil, bir gün değil, bir saat kâfi geldi. 
Saat altıda Tınaztepe’ye hücum vaziyetinde, hücum mesafesine yaklaşmış bulunan piyadelerimiz, önündeki tel örgüleri kesmeye ve bertaraf etmeye lüzum görmeyerek, ayağını kaldırdı ve tel örgüsünden bacağını aşırarak atladı. Ve orada bulunan Yunan neferlerini süngüleriyle tamamen tepeledikten sonra, Tınaztepe’yi işgal etti. Ben bu manzarayı seyrederken bir suale cevap vermeyi hatırladım. 'Bu tel örgüyü nasıl geçebilirler?' diyorlardı. Oradakilere dedim ki: işte böyle ayaklarını’ kaldırır ve geçerler." 
26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz ‘un belleğimize kazınmış fotoğrafını çeken Etem Tem, Fikret Otyam ile 1960 yılında yaptığı söyleşide o anı şöyle anlatıyor: 
"O sabah Kocatepe'de bulunuyorduk. Taarruz, şafak vakti saat beşte başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, günler ve geceler süren yorgunluğuna rağmen ayakta, vaziyeti adım adım takip ediyor, direktifler veriyordu. Bir ara kumandanlardan ayrıldı. Tek başına, kayalıklar arasında dalgın ve düşünceli dolaşmaya başladı. Zaman zaman sahra dürbünleriyle düşman cephesine bakıyordu...  
Bir aralık o kayalık tepenin ucuna geldi. Hafifçe eğilmişti. Başparmağı dudaklarının arasındaydı... Hemen objektifimi çevirdim, adeta nefes almayacak kadar bir sessizlik içinde deklanşöre bastım, resmini çektim. Saat 11'di... O gün 7x11 boyunda sekiz on rulo film çektim. Bir kaç tane 10x15 cam... Mustafa Kemal Paşa, bütün gün ağzına bir lokma koymamıştı... Gece ric'ate (geri çekilme) başladılar. 2 Eylül'de Uşak'a girdik. Vakit yoktu. Ahır bozması bir yerde bir kaç film yıkadım. Fotoğraflar birbirinden güzeldi. Hemen dört tane yaptım, ertesi sabah (Mustafa Kemal Paşa'ya) götürdüm. İçeri aldılar. Berberi tıraş ediyordu. Odada portatif bir masa, bir portatif karyola, iki iskemle vardı. Bir aralık odayı işaret etti: 'A be.... Bu bir başkumandan odasına yakışmaz' dedi. Salih (Bozok) odayı halılarla süsleyeceğini söyledi. Zira o gün Trikopis getirilecekti. Gazi, fotoğrafları aldı, baktı. Parmaklarını fotoğrafların üzerinde gezdirdi ve çekti: 'Çok güzel,' dedi." 
Bir anı da o dönemde Kurmay Binbaşı olan Ethem Beyden: 
“Büyük taarruz sabahı büyük Komutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Kocatepe’deydi. Tan yeri ağarıyordu. Sabahın sessizliğini, gökleri yırtarak uçan bir top mermisi bozdu. Arkasından bütün Türk topları ateş püskürmeye başladı. Düşmanın ele geçirilmez denen mevzileri altüst oluyordu. Bir an içinde her taraf ateş ve duman içinde kalmıştı. Ateş gittikçe şiddetleniyor; Türk milletinin talihi ile birlikte güneş de nazlı nazlı yükseliyordu. Gazi Mustafa Kemal Paşa pelerinini altına topladı ve kayaların üstüne oturdu. Dalgınlığı kalmamıştı; tebessüm ediyordu. Sabah ışıklarının okşayarak parlattığı altın saçlarında Türk milletinin geleceği parlıyordu. Çok keyiflenmişti. 
‘Şimdi kahvaltıyı getirin’ diye seslendi. 
Bir tepsinin içinde iki dilim er ekmeği, birkaç zeytin, bir parça beyaz peynir geldi. İşte hepsi o kadar. Bunları büyük bir iştah ile yedi. Evet, yedi büyük devletin büyüklüğüne meydan okuyan, masum bir millete yeniden hayat veren yüce komutan, kahvaltı ediyordu. İsteseydi altın tepsiler içinde parlak ve yaldızlı salonlarda her bakımdan nelere sahip olmazdı. Hayır, o böylesini seviyor, böyle istiyordu. Sadece Türk milletine değil tarihlere, dünyalara örnek veriyordu.” 
 
İngiltere Kralı VIII. Edward Türkiye'yi ziyarete gelmişti. 4 Eylül 1936 günü Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nın salonunda İngiltere Kralı VIII. Edward şerefine bir yemek verdi. Yemek sırasında Kral, Atatürk'e şöyle bir soru sordu: 
''Türkiye bir savaş sırasında ne kadar asker çıkarabilir Ekselans'' ? 
Atatürk bu soruya şöyle cevap verdi: 
''Bu düşmana ve savaşa göre değişir Kral hazretleri. İcabında kadınlı erkekli bütün Türkler askerdir. Fakat talim görmüş asker olarak bir milyon çıkarabiliriz.'' 
İngiltere Kralı VIII. Edward biraz düşündükten sonra şöyle dedi: 
''Demek bir savaş çıktığında derhal iki milyonluk bir kuvvete sahip olabilirsiniz.'' 
Atatürk İngiltere Kralı Edward'ın yanlış hesapladığını düşünerek şöyle dedi: 
''Hayır, umumiyetle yetişmiş asker bir milyon olur. Yani nüfusun yüzde yedi-sekizi hesaplanır.'' 
İngiltere Kralı hayranlıkla Atatürk'e baktı, gülümseyerek başını salladıktan sonra şu açıklamayı yaptı: 
''Ekselans, ben doğru hesap yaptım. Bir milyon ordunuz, bir milyonda şahsen sizsiniz. Toplamı benim dediğim gibi iki milyon olur.'' 
 
 
 
 






Adresimiz:
Çaybaşı Mahallesi 1582 Sokak No:14/3 Kat:2 (Merkez Bankası Arkası) DENİZLİ
Telefon:
0 258 265 59 99 (pbx)
E-posta:
hizmet@hizmetgazetesi.com.tr
Faks:
0 258 265 72 52




MEGA TASARIM © 2017