SON DAKİKA

YALAN-YEMİN-KÜFÜR (10.08.2019)

Bu haber 10 Ağustos 2019 - 6:01 'de eklendi ve 24 views kez görüntülendi.
960x100 px

Önemli bir konuda tespitlerimi paylaşmak istiyorum. Türk Toplumuna sonradan bulaştırıldığına inandığım üç “ahlaki virüs” hakkında görüşlerimi belirtmek istiyorum.

Bunlar, “YALAN”, “YEMİN” ve “KÜFÜR” illetidir.

 

Dinci ve baskıcı sistemin egemen olduğu Ortadoğu Arap coğrafyasında halkın yalana meyilli olduğunu gözlemliyoruz. Rejim güçlerinin tehdidi ve cezai yaptırım korkusu, özgür düşünceyi yok ederken, yalanı meşrulaştırıyor.

Yalan binası, başlangıçta “inkar” temeli üzerine kurulur, sonra “gıybet etmek, dedikodu yapmak, iftira atmak” duvarlarıyla örülür ve dış cephesi “takiyye” ve “riya” ile kaplanır.

Baskı ve şiddet karşısında, yaptığını veya konuştuğunu inkar ederek “yalan” söylemeye başlayan halk, sonradan iftira ve gıybet yollarına giderek, “ben yapmadım, o yaptı” gibi yalanı yaymaktadır. Uygulanacak suç ve cezadan kurtulmak için, “ben öyle değilim, bildiğiniz gibi değilim” misali farklı kalıplara girmektedir. Çünkü canı, ailesi veya malı tehlikededir.

Adaletsiz kanunlar ve “kraldan çok kralcı” merhametsiz yöneticilerce sindirilmiş halk, yalanı gizlemek için “takiyye” ve “riya” kaftanına bürünmektedir. İnandığının tam tersine, anlaşılmamak için, aldatıcı karşı eylem ve hareketler geliştirmektedir.

Bir kısım grup, dernek, cemaat, tarikat veya parti, bu davranış biçimine “tedbir” veya “temkin” diyerek, yalanı meşrulaştırma ve yumuşatmaya çalışmaktadır. Oysa yalan, inançsal ve evrensel hukuk gereği, büyük günah ve suçtur.

Şöyle bir düşünün; Türk Toplumu olarak günümüzde ne kadar çok yalan söylüyoruz veya ne kadar sık yalan söyleyene rastlıyoruz? Eskide nasıldık, şimdi nasılız? Yalan kültürünün asla Türk Milletinin genetik yapısında olmadığını, konunun uzmanı sosyolog, antropolog ve tarih felsefesi bilimcisi arkadaşlar daha iyi açıklayacaktır.

Peki… Yalandan nasıl kurtulabiliriz? Yalandan korunmak için, eğitim ve öğretim yeterli midir?

Kara bir duman gibi insanın içine çöken ve hayatın doğal parçası haline gelen yalan pisliğinden arınmanın tek yolu, evrensel insani hak ve hürriyetleri benimsemek ve temiz “Ahlak” değerleriyle donanmaktır.

 

Gelelim “YEMİN” etmeye… Yemin, belki kelime kökü olarak değil ama anlam bakımından Yalandan türemiştir. Yalan, yemini tetiklemiş ve beslemiştir. Aynı, riya ve takiyye gibi…

Teokratik düzenin egemen olduğu Ortadoğu Arap kültüründe yalana dayalı “Yemin” türleri o kadar çok gelişmiş ki, saymakla bitmez. Üstelik bu yeminler kullanılırken, daha inandırıcı olması için “Allah” adı sıkça vurgulanmaktadır. Yalan da olsa, doğru da olsa, her sözün teyidini Allah ile yapmak ne kadar doğrudur? Her basit konu veya yalan için, Allah niçin şahit kılınmaktadır?

Vallah, Billah, Tillah, Allah çarpsın ki, Allah canımı alsın ki gibi,…binlerce örnek verebiliriz. Ne saygısızlık ve cahilliktir ki; Allah gibi “Kur’an” da basit yeminlere alet edilmektedir.

Türklerde dini öğeler taşımayan yeminler de var: Kör olayım, iki gözüm önüme aksın, şerefsizim, anam avradım olsun gibi…Kalemi elimize alıp yazmaya kalksak, sayamayız.

 

Ahlaki erozyona uğrayan diğer bir yönümüz ise ülkemizde “KÜFÜR” kültürünün yaygınlaşmasıdır.

Yine Ortadoğu Arap kültüründen Anadolu Türk toplumuna geçtiğine inandığım küfür, o kadar çok yaygınlaşmış ki, neredeyse her cümlenin sonunda kullanılır hale gelmiştir. Birbirlerine ettikleri küfürler ile gülenler var. Küçük çocuğuna, “bir küfür et amcaya görsün” diyerek övünenler var.

Kaç farklı çeşit küfürler ediyoruz, bir sayınız. Ananı, avradını, bacını, kızını, erzini, sülaleni, ceddini, cibiliyetini, zürrüyetini, şerefini… diye başlayan nice küfürler!…

Türk Toplumu önceden böyle değildi. Küfür olarak lakaplar kullanırdı. Dürzü, deyyus, mankafa gibi… Dikkat edilirse, çoğunluğu toplum nezdinde hoş karşılanmayan sıfatlardır. Bunların normal hayatın akışına uygun ve bir nebze daha kullanılabilir.

Avrupa’da yaşayanlar veya yabancı dil öğrenenler teyit edecektir;  orada yükleme dayalı küfür olmayıp, ağırlıklı olarak, “lanet olsun” veya “defol git” veya en fazla “s*ktir git” denebilir, işin içine, ana, baba, kardeş ve sülale, haysiyet, şeref karıştırılmaz, büyük ayıptır.

Ayrıca, “yalan” ve “yemin” kültürü yok denecek kadar azdır. Çünkü yalan utanç verici, aşağılık ve yüz kızartıcı bir suçtur. Yalan söylenmediği için yemin etmeye de gerek duyulmaz. Belli törenlerin haricinde, dini değerleri kullanarak “yemin etmek” asla tasvip edilmez. Yalana sebep olabilecek, “söz” vermezler, “deneriz, bakarız” derler.

 

Bir anımı paylaşayım. Yurtdışında bir iş toplantısındayız. Masada, farklı Avrupa ülkelerinden arkadaşlar var. Yabancı Proje müdürü, şaşırdığım bir konuyu dile getirince, aniden ağzımdan gerçekten mi anlamında “really?” sorusu çıktı. Adam gözlerimin içine bakarak “Yalan söyleyebileceğimi mi ima ediyorsunuz Mr. Yasar?” deyince ortam buz kesmişti.

Lütfen yanlış anlaşılmasın, “ırkçı” düşünmüyorum, Türk Halkını herkesten üstün görmediğim gibi, hiç bir toplumu da küçük ve hor görmüyorum. Ancak; kimsenin de beni “kavmimi sevdiğim ve yükselmesini, ilerlemesini istediğim” için kınamasına izin veremem, hoş bakmıyorum. Tıpkı Suriyeliler konusunda olduğu gibi, Türk Halkı olarak hislerimizi, öngörülerimizi ve fikirlerimizi söylemekten çekinmeyeceğiz.

 

Kendi topraklarından kaçıp Türk Yurdu’na sığınan veya farklı politik amaçlarla hususi getirilip Türk Vatanı’na yerleştirilen milyonlarca Arap Suriyelilerin, telafisi zor edilecek, Türk Milletinin siyasi, ekonomik, etnik, demografik denge, dil ve inanç yapısına yönelik birçok tehlikeler açtığı gibi, Türk Ahlak ve Kültür yapısını olumsuz etkileyen, yozlaştıran, çökerten radikal ve bağnaz “yaşam” biçimini göz ardı etmek mümkün değildir.

 

Konuşmasından hoşlanmadığı, hareketlerini beğenmediği komşusuna dahi “huyunu ve ahlakını bozar” diyerek, eşini ve çocuğunu göndermeyen Türklerin, kültürel açıdan Suriyeliler karşısında yaşadığı tehlike ve riskleri düşünebiliyor musunuz?

 

Türk Toplumuna karşı uygulanan bu “kültür aşısı” gaflet değilse ihanettir.

 

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dedikleri düsturumuzdur: “Bir Millet, zenginliğiyle değil, Ahlak değeriyle ölçülür. Hiçbir Millet yoktur ki Ahlak esaslarına dayanmadan ilerlesin.”

 

Ata’ya inanan, hataya düşmez.

 

(Şah Ali Yaşar)

(10.08.2019)

Hamit Tekkanat
Hamit Tekkanathamittekkanat@hizmetgazetesi.com.tr
http://www.buyuksehirhaberi.com
http://www.satkirala.com
http://wwwgazetesehir.com