SON DAKİKA

SİYASET VE SEÇİM PSİKOLOJİSİ (11.05.2019)

Bu haber 11 Mayıs 2019 - 8:54 'de eklendi ve 116 views kez görüntülendi.
960x100 px

Demokrasinin olduğu her ülkede yapılan seçimler ve siyaset, ülkemizde hassas bir konu haline gelmiş bulunmaktadır. Özellikle son dönem sosyal medyadaki tepkiler ve sıklıkla maruz kaldığımız seçim tekrarları, bu konuyu insanlarımız için önemli bir hale getiriyor. İnsanlar artık sosyal medya üzerinden birçok konuda fikirlerini beyan edip tutumlarını açıklıyorlar. Bu durum kamuoyu çalışmalarını oldukça karmaşık hale getirmekte ve hatta seçim dönemlerinde yanıltıcı da olabilmektedir.

İnsanlarda, gruplara ayrılma ve kendi grubunu diğer gruplardan daha üstün olarak algılama yönünde bir eğilim vardır. Mensup olduğumuz grubun özellikleriyle özdeşleşir,  mensup olduğumuz grubu diğer gruplardan daha üstün görürüz. Bu durum ‘sosyal kimlik’ dediğimiz kavramı doğurur. Örneğin kendimizi tanımlarken ‘ ben x derneğinin üyesiyim, ben müslümanım, ben feministim’ gibi cümleler kullanarak ait hissettiğimiz grubu belirtiriz. Siyasette de gruplar bu şekilde oluşur. Kişiler ‘ben x partiliyim, ben komünistim, ben ülkücüyüm’ gibi tanımlarla kendilerini kategorize edebilirler.

Siyaset insandan, dolayısıyla da insan davranışını etkileyen psikolojik süreçlerden ayrı düşünülemez. Bu durum ‘Siyaset Psikolojisi’ ( bir diğer adıyla ‘Politik Psikoloji’ ) alanının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Siyaset psikolojisi, siyasal davranışın pek çok yönünü açıklamamızı olanaklı kılacak şekilde, siyaset biliminin ve psikolojinin önemli bir alanı olarak ortaya çıkmıştır.

Politik psikoloji alanı, psikolojik harp amaçlı da kullanılmaktadır. Psikolojik savaş, karşı tarafın herhangi bir silahlı çatışmaya girmeden zayıflatılmasını amaçlar. Bunun için karşı tarafın psikolojik açıdan yararlanılabilir olduğu noktaların bilinmesi gerekmektedir. Politik psikoloji vasıtasıyla bir toplumun zayıf noktaları tespit edilerek üstünlük sağlanabilir. Ancak toplumda ‘siyasal fanatik’ dediğimiz bireyler tarafından bu durumun fiziksel istismar düzeyinde yaşanabildiğini görüyoruz. İnsan varoluşsal olarak hayatının merkezine bir anlam, imge, kutsal yerleştirir. Bu kutsal, kişi için çok büyük bir değer taşır ve kişi için vazgeçilmezdir. Kişi bu kutsalı bulamadığı durumlarda başka bir imgeye bağlanma ihtiyacı duyar. Bu bir futbol takımı, bir siyasi parti, bir ideoloji, kendi grubunun lideri ve benzeri olabilir. Kişi bir siyasi partiye aşırı bağlanma duyduğunda, onu hayatının merkezi yapmaktan da öte evrenin merkezi yapmaya başladığında fanatizmden söz edebiliriz. Siyasal fanatik kişi kendi siyasi düşüncesi dışında tüm düşüncelere nefretle bakar. Kendi siyasi düşüncesini benimsemeyen insanların, kendi iç grubuna ihanet ettiğini düşünür. Çevresinde meydana gelen olumsuz olaylardan kendisinden farklı düşünenleri sorumlu tutar. Bu da zaman zaman gruplar arası tartışmalara, sözlü veya fiziksel şiddetle sebep olabilir.

Hiçbir otorite, siyasi görüşü kendine benzemeyen birini kendisi gibi düşünmeye zorlayamaz. Toplumda ‘kendi gibi düşünmeyen politik düşüncelere sahip’ insanlara tahammülü olmayan milyonlarca birey vardır.  Bir kişiye, düşünceye, mekana, nesneye bağlanmak insan doğasında vardır. Fakat tarihe baktığımızda fanatizm düzeyinde gerçekleşen aşırı bağlanma durumu milyonların ölümüne sebep olmuştur. Hitler Almanya’sı bu duruma örnek olarak gösterilebilir.. Bu tip bir fanatizm hoşgörüsüzlüğe sebep olur. Fakat sağlıklı bir siyaset anlayışı için hoşgörü temeldir. Farklı siyasi görüşlere sahip insanlar olarak toplumda barış ve huzur içinde yaşamamız için hoşgörü ilkesine ihtiyacımız vardır

Hoşgörü ilkesi sadece seçmen gruplar için değil, partiler arası da dengede tutulabilmesi gereken bir ilkedir. Partilerin seçim kampanyalarının temel amacı, özellikle karasız seçmenleri ikna etmektir. Bunun  için birçok ikna tekniği kullanılmaktadır. Adaylar, kampanya dönemlerinde düzenledikleri mitinglerde seçmeni ikna etme ve aidiyet besleyen seçmenlerin kararlarını pekiştirme amacı güderler. Bu bağlamda adaylar, hitap ettikleri kitlenin siyasal kültürlerini ve kimliklerini göz önüne alarak söylemlerini şekillendirmektedirler. Bu seçim süreci çok doğal bir süreçtir. Seçmen, siyasal karar verirken çeşitli alternatifler içerisinde kendi siyasi kimliğini ve beklentilerini, adayları, kampanya ve vaatleri ve benzeri konuları önemser. Kararını bu şekilde verir. Seçim yapılır ve sonucunda oy çokluğu olan partiyi oy vermeyenler de kabul etmek durumundadır. Toplumsal siyaset ancak bu şekilde sağlıklı ve demokratik bir şekilde ilerler. İnsanları psikolojik anlamda yoran durum, seçim sonucu değil seçim sürecindeki kaostur. Siyasi süreçlerde her toplumda olduğu gibi, kazananlar, kaybedenler, üzülenler, öfkelenenler hatta hırslarına yenik düşenler olacaktır. Bunların hepsi yaşanılması normal duygulardır.  Siyasilerin hırslarının, demokrasiden ön planda olması toplumsal güveni büyük ölçüde zedeler ve bireyleri yıpratır. Politik anlamda sağlıklı düşünce yapısını bozar. Çaresiz ve değersiz hissettirir. Böyle bir ortamda da zaten demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Bu karmaşa bir yandan siyaset psikolojisinin önemini her geçen gün arttırmaktadır. Siyasi partilerin seçim kampanya dönemlerinde kullanmak üzere bu cevaplara ulaşmak adına harcadıkları bütçe günden güne artmakta ve bu durum siyaset psikolojisinin akademik ortamda da popülaritesini arttırmaktadır.

Siyasetçinin davranış biçimleri, zihinsel yetenekleri de geçmişte olduğu gibi bugünde dikkat çekmeye devam etmektedir. Siyasetin kazandırdığı geçici güç sayesinde zihinsel karmaşa yaşayanlardan bazıları makamlarını kaybettiklerinde derin bir hayal kırıklığı yaşayarak hayata küsebilirler. Bu yüzden siyasete girildikten sonra ondan kopulması oldukça zordur. Bu hem içine düşülecek olan boşluğun büyüklüğünden hem de pek çok psikolojik, sosyolojik gerçeklerle bağlantılıdır. Aslında siyasetçinin zihni siyaset esnasında büyük bir değişime maruz kalır. İnsan siyaset vasıtasıyla hiç tahmin edemeyeceği bir güce kavuşunca kendi kendisinin hakkındaki düşünceleri değişime uğrar. Pek çok insan makamın verdiği gücün kendisinden kaynaklandığı yanılgısına kapılır. Oysaki bu makamın verdiği güç dışında kendisi aslında hiçbir şey değildir. Bunu bilerek yapılan siyaset hem toplum hemde siyasi bireyler açısından çok daha sağlıklı olacaktır. Saygı ve hoşgörünün olduğu siyasi süreçler geçirebilmek dileğiyle..

(11.05.2019)

 

Burçin Koyuncu
Burçin Koyuncuburcink_1988@hotmail.com
http://www.buyuksehirhaberi.com
http://www.satkirala.com
http://wwwgazetesehir.com