SON DAKİKA
divarci

TATİL CENNETİMİZ CUNDA…  (08.01.2019)

Bu haber 08 Ocak 2019 - 6:53 'de eklendi ve 47 views kez görüntülendi.
divarci

 Nereye gideceğimi düşürken, birden aklıma CUNDA geldi. Uzun yıllardır orda yaşayan arkadaşım Erdal beni defalarca çağırmıştı ve ben bir türlü fırsat bulup gidememiştim. Şu an nasılda hayıflanıyorum bunca zaman nasıl da ihmal etmişim atlamışım anlamıyorum gerçekten.

Eşsiz doğası, tarihi dokusu, balık restaurantları ile bir o kadar hayatın içerisinde, bir o kadar da dışında kalmayı başarabileceğiniz bir yer Cunda.

Adada konuştuğumuz kişilerden aldığımız bilgiye göre Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye” sinde Yunt Adaları olarak geçmekteymiş. O zamanlar başıboş gezen atı eşeği bol bir yermiş. Yunda Adası demişler. Eski belediye mühründeki Osmanlıca yazı yanlış okununca adı Cunda olarak kalmış.

Rumlarda Moshonisia derlermiş. Bunu da iki nedende anlatıyorlar. Rivayete göre Moshos adında bir korsan ilk olarak buraya yerleşmiş, sonra da onun adıyla anılmış. İkinci nedense yaşamadan anlatılmaz diyorlar. Her bahar yöredeki kokulu bitkilerden öyle güzel kokular yayılırmış ki dağ taş mis gibi kokarmış. Zaten Moshosun kelime anlamı da mis kokuluymuş.

Mübadele döneminde Rumlar adadan ayrılınca Girit’ten gelen Türkler yerleştirilmiş adaya. Onlar da hiçbir değişiklik yapmamışlar kent merkezinde. Sarımsak taşından yapılmış iki üç katlı evler, dar sokaklar ve evlerin olmazsa olmazı sardunyalıklar.  Sonraki yıllarda çıkarılan koruma kanunu da kentsel dokunun korunmasında etkili olmuş.

Her adım sizi alıp yıllar öncesine götürüyor Arnavut kaldırımlarında gezerken. İlk dikkatinizi çeken taş evler olur, her köşe başını döndüğünüzde ise bir tarih. Kapı önlerinde oturup sohbet eden kadınları da unutmamak gerekir, Rumlardan kalma bir alışkanlık hala devam ediyor. Siz kapılara, alınlıklara, pencerelere ve kapı tokmaklarına dikkat edin. Çok ince işçilik örneklerini göreceksiniz.

Kent merkezindeki Taksiyarhis Kilisesi ve Despot Evi tarih ve resim meraklılarının uğrak yeri. Bu görkemli iki eser zamanın, insanın ve doğanın acımasızlığına meydan okurcasına hala ayakta. Birçok kilise ile manastırın yeri ise günümüzde bilinmemekte. Rumlar öyle güzel evler yapıp bırakmışlar ki, Cunda’da gezmeye doyamıyorsunuz.

Taş Kahve’nin sadece bahçesinde oturmayın, içine de girin. İnşasında kullanılan doğal sarımsak taşı, taş işçiliği, yüksek tavanı ve kolonsuz inşası ile dönemin en mükemmel mimari yapılarından biriymiş. Zamanında Taş Kahve’de piyano çalındığı, ada sakinlerinin buraya gelip müzik dinlediği ve dans ettiği söyleniyor.

Taş Kahve hem turistlerin, hem de yerellerin takıldığı bir mekan. Turistler yüzlerini denize dönüp otururken yerelleri sırtını döner diye okumuştum. Hakikaten de oranın yerlisi olduğu anlaşılan yaşlı amcalar sokağa bakan kısımda oturup çaylarını içiyorlardı. Taş kahvenin içerisinde kimsenin oturmadığını herkesin dışarıda oturduğunu fark ettim bir an. Başımı yukarı kaldırdım ve kenarlarda ki kırlangıç yuvalarını gördüm. Her yaz kırlangıçlar buraya gelip yuva yapıyorlarmış. Kırlangıçları rahatsız etmemek için içeriye kimse oturmuyormuş.

Deniz kenarını bitirip içerilere girmeye başlayınca çok sevimli evler, Arnavut kaldırımlı dar sokaklar görüyoruz. Çok instagramik bir ada burası, her köşenin fotoğrafını çekmek istiyorsunuz.

Ve Cunda evleri… Birçoğu butik otel olarak kullanılıyor.

Şu Rumlar iyi ki zamanında bu evleri yapmış gitmiş… Mübadele zamanı buradaki Hristiyanlar Yunanistan’a gidince Girit ve Midilli’den birçok Müslüman da Cunda’ya gelmiş.

Cunda’nın sevimli sokaklarını gezdikten sonra sıra geldi tepedeki değirmene tırmanmaya. Aşıklar Tepesi olarak bilinen bu tepeye yürüyerek rahatça gidiyorsunuz, biraz nefesnefese kalınıyor ama yukarıdaki manzara buna değer!.

Çamlı manastır resim.

Ada mis gibi kokarken Çamlı Manastıra mutlaka gitmek gerekir. Eşsiz bir manzaraya sahip. Bir yanınız Edremit körfezine diğer yanınızsa Midilli’ye uzanır. Hemen önünüzdeki Pateriça, Maden Adası ve sessiz doğa…

Pateriça yarım adası Cunda’nın arka tarafında kalır. İkinci köyden sonra 30 dk. Yürüyüşle gidilen Ayışığı Manastırı dik bir tepenin eteğinde kurulmuş. Mimarisi ve doğası ile essiz bir yer. Dönerken Bıyıklının Yerine uğrayıp dev boyutlu “Pina” midyelerinden yemeyi unutmayın. Kendileri dalıp çıkarıyorlar. İlginizi çekerse sizde dalıp çıkarabilirsiniz…

Yürüyerek Agios Yannis Kilisesi’ne Çıkın

Cunda Adası’nda gezilecek yerlerin başında adanın simgelerinden birisi olan yel değirmenleri var. Hepsi ayakta değil, ama birkaç tanesi restorasyon geçirmiş. 1997’de Koç Ailesi tarafından restore edilip ve Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı olarak yeniden işlevselleştirilen, kesme taş ve tuğladan yapılma, içinde Hristiyanlık dinine ait freskoların bulunduğu Agios Yannis Kilisesi bunlardan bir tanesi. Aslında, bu kilise 17. ve 18. yüzyıllarda da kilise hukuku alanında çok önemli bir koleksiyona sahipmiş ama 1924 mübadelesinden sonra atıl kaldığından dolayı epey tahrip olmuş. Aşıklar Tepesi denilen bölgede bulunan kilise-kütüphanedeki kitaplar, The Coca Cola Company’nin CEO’su Muhtar Kent’in babası Emekli Büyükelçi Necdet Kent’e aitmiş. Zaten hepsi yine Muhtar Kent tarafından müzeye bağışlanmış. İçindeki gezilebilir alan ufacık, geniş bir yatak odası büyüklüğünde. Son olarak, Aşıklar Tepesi’ne çıkarken aman arabanızı almayın, üşenmeyin ve antikacılardan, tarihi fırınlardan, kaldırım taşlı dar sokaklardan geçe geçe yürüyerek çıkın.

Agios Yannis’in Cafesinde Manzaraya Karşı Churchill İle Ferahlayın

Arabanızı almayın yürüyün dedik, şimdi yazın sıcağında yokuşun tepesindeki kiliseye çıkarken bizi parçalara bölmek istemeyin diye buraya hemen çaresini de iliştirdik.   Hararete Churchill’den daha iyi deva bilmiyoruz. Limon, soda, tuz ve buzdan oluşan bu yangın söndürücü dörtlü neden daha fazla menüde yok bilmiyorum. Kalorisiz, sağlıklı, ve süper tazeleyici. Bence Ege’nde Akdeniz’e tüm mekanlarda olmalı. Garsona bol buzlu demeyi unutmayın.

Hemen Ötesindeki Tarihi Yel Değimenine Uğrayın

Agios Yannis’ten baktığınızda az ötesinde bir değirmen daha göreceksiniz. Bu değirmen işletilmediği için günün her vakti ziyarete açık ve içine girebiliyorsunuz. Hatta merdivenlerini renove etmişler, ikinci katına da çıkmak mümkün. Değirmenler rüzgar alsın diye hep rüzgar alan tepelere yapıldığından bunun da manzarası var.

Koç Müzesi’nin Devamı Niteliğindeki Taksiyarhis Kilisesi’ni Görün
1873 yılından beri ayakta olan bu kiliseyi 2011 yılında Koç Ailesi restore edip 2014’te tekrardan ziyarete açmış. İstanbul ve Ankara’daki Rahmi Koç Müzeleri’nin devamı niteliğinde, için de oyuncaklar, antika araçlar bulunuyor. II. Dünya Savaşı yaklaşırken kilisenin çanı 1936’da yerinden çıkarılarak savaş halinde halka haber verilmesi için Ayvalık’ın İlk Kurşun Tepesi’ne götürülmüş. Bugün kilise adanın en önemli sembollerinden biri.

Tarihi Taş Kahve’de Soluklanın

Cunda Adası’nda bir yer var ki tüm kilise ve müzelerinden daha fazla üne sahip: Deniz kıyısındaki 150 yıllık Taş Kahve. Vitraylı camları, içinde kuşlar uçan yüksek tavanı ile neo-klasik taş bina, bugün bile 7’den 70’e herkesin buluşma noktası. Yapımından bu yana kahvehane olarak kullanılmış. Ama o zamanlar denize sıfırmış, önüne sandal bağlıyorlarmış. Mübadeleden önce burada 2 tane kuyruklu piyano varmış, Cundalılar burada dans da ederlermiş. Sakızlı Türk kahvesi, Ayvalık tostu, adaçayı, kavunlu dondurması, sabah kahvaltısında tulum peynirli omleti meşhur. Kahvesini geleneksel yöntemlerlerle taş havanda döverek çekiyor, yani sakızlı ya da sakızsız ama bir Türk kahvesi şart.

Ayışığı Manastırı’nı Görün

Buraya gitmek için çok azimli olmanız gerektiğini söyleyerek başlayayım. Ayışığı Manastırı yani Rumca adıyla Aydimitri Ta Selina, Cunda Adası’nda, Patriça Yarımadası’nın en Kuzey noktasında kalan 16. yüzyıl tarihli manastır, mübadele sonrası Rumlar’dan boşlan tarihi yerlerden. Zamanında define avcıları tarafından talan edildiğinden atıl durumda kalan manastır, 2012’de Suzan Sabancı Dinçer tarafından satın alınıp, 1923’deki son haline uygun şekilde restore edilerek tekardan ziyarete açılmış bir yapı. Adanın en uzak köşesinde kaldığından buraya ulaşım için tek yol şahsi aracınız. Haftanın çok kısıtlı bir zamanında için açık. Mutlaka önden arayıp açık olup olmadığını teyit edin.

Rahibe Okulu

Şu an Komili ailesinin özel mülkü olan 1835 tarihli Rahibe okulu, tam da Komili ailesine yakışır şekilde zeytin ağaçları içinde. Tekne ile tura çıkanlar görebiliyor, onun dışında görmeniz biraz zor. Özel mülk olduğu için gezemiyorsunuz. Denizden tekneyle giderken bu güzel bina ne derseniz diye ekleyelim dedik; kendisi tarihi Rahibe Okulu.

Despot’un Evi

Despotun Evi diye de bilinen papazın evi, Cunda’daki Rum evlerinin en ihtişamlı olanlarından. Hatta bizce Cunda’nın kıyıdan silüetini oluşturan en güzel yapılardan biri. 1862 tarihli bina, Yunanistan’dan Cunda Adası’na gelip yerleşen Despot adlı birinin malikanesi. Despot 1877’deki evine hırsızlar tarafından düzenlenen bir baskında öldürülür ve evindeki değerli her şey yağmalanır. Daha sonra Osmanlı döneminde, Osmanlı tarafından satın alınarak hükümet binası olarak kullanılan malikane, 1920’lerde öksüzler yurdu olarak da kullanılmış. Mübadele sonrası da Türkler tarafından ilkokul ve öksüz yurdu olarak işlev görmüş. 80’lerde yeni bir öksüzler yurdunun yapılmasıyla boşaltılan ve zamanla atıl kalan binanın restore edilerek turizme kazandırılması gündemde.

Anelemmatik Güneş Saati

Cunda merkezdeki güneş saati, 2004’te bölgenin sevilen isimlerinden Ahmet Erol Keskin’in vefatı üzerine Ayvalık Belediyesi tarafından anısına yapılmış. Yerlisinden turistine herkes, güneş ışınlarının açısına göre gölgesinin düştüğü konumdan yola çıkarak saati öğrenmek için sıraya giriyor.

Cunda’dan bahsedince rüzgârından bahsetmemek olmaz. Kış aylarında esen şiddetli poyraz adeta adanın sevgilisi gibi. Hep söylerler Cunda’nın “Ali’si, kedisi ve delisi meşhurdur” diye. Üçüncüsüne bu şiddetli poyrazın bayağı katkısı olsa gerek.

Küçük koyları adeta sizi kucaklıyor. Koylarda deniz ayvalığın aksine sıcak. Günün son ışıkları da denize düşmeye başladığında deniz kıyısındaki restoranlarda uzun bol sohbetli akşam yemekleri yenir. Akşam yemeklerinin olmazsa olmazları, her yerde bulamayacağınız tadına doyum olmayan mezeler, rakı ve balıktır. “Papalina var mı?” diye mutlaka sorun. Papalina, Cunda’nın özel balığı, eski salaş meyhanelerin vazgeçilmez mezesi, Rakının Cunda’daki kardeşi. Şimdilerde her restoranlarda bulmak mümkün olmuyor. Egenin diğer restoranlarında olduğu gibi, balıkları dolaptan görerek seçin, fiyatlarını da önceden sorun. Müşteri sayısına göre pazarlık yapma imkânınızda var.( Biz Erdal sayesinde indirim aldıkJ)

Denizi, Poyrazı, balık ve yosun kokan sokakları, Arnavut kaldırımları, evleri, kiliseleri ile tarih ve kültür kokuyor. Cunda’dan göçenlerin burayı niçin unutmadıklarını görünce daha iyi anlıyorsunuz.

Dönerken zeytinyağı almayı da unutmayın. Zeytinyağının bu kadar hasını bulamayabilirsiniz. Gece yola çıkarken dolu dolu bir günden geriye kalanlar eminim bir gün fotoğraf karelerinde karşınıza çıkacaktır.

Girit mutfağı, Rum mirası sokaklar, özerk ada hissiyatı, hoş insanlar, şarap eşliğinde edilen muhabbetler, gün batımında rakı balık sefası ile ince ve dingin yaşamayı sevenlere hitap ediyor. Tabi ki bu söylediklerimiz buraların tadını en güzel çıkaracağınız zamanlar olan yani sezon başı ve sezon sonu için geçerli. Bayram gibi zamanlarda mutsuz eder sizi. Önerimiz bayram gibi yoğun zamanlarda tercih etmemeniz yönünde. Tatiliniz uyuyor ise yaz yerine okulların açık olduğu zamanları tercih edebilirsiniz.

Tarihe baktığınızda da Cunda’nın hep bir ağırlığı olmuş; Cunda 18. yüzyılda Osmanlı’dan özerklik almış, büyük bir şehir olmamasına rağmen 4-5 konsolosluğa ev sahipliği yapmış, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalcilere ilk asker kurşunu burada sıkılmış (adanın diğer adı olan Alibey de tetiğin arkasındaki isim) ve böylece Yunan ordusuna Anadolu’da ilk direniş burada başlamış.

Mübadele tarihine ilgi duyanların, özellikle de gurmelerin ve ağırdan almak isteyenlerin Cunda’dan tebessümle ayrılması çok muhtemel. Daha fazla hareket arayanlara ise Cunda’yı Ayvalık ile birlikte gezmelerini öneririz, zaten araları sadece 25 dakika ama Ayvalık’a yazın dehşet bir trafik oluyor

CUNDA’DA NE YAPILIR

1. Vino Şarap Evi’nde  Şarap Yudumlayın / Ev Yapımı Likörlerinden Tadın

Vino, peynir tabağıyla şarap içip arkadaşlarınızla sohbet muhabbet edip, bir zamanlar buralarda hakim olan şarap kültürünü yad etmek için süper bir yer. Mekan her ne kadar şarap ile özdeşleşmişse de mutlaka sahibesi Reyhan Hanım’ın elleriyle yaptığı likörlerden de denemelisiniz. Kendisi İstanbul’daki likör kültürünün kalbi olan Pera’da büyümüş, daha sonra Cunda’ya yerleşmişler. Reyhan Hanım’ın bir de “Likör Hikayeleri” diye bir kitabı var (Reyhan Yaman), biz de kendisi ile kitabı sayesinde Eskişehir’deki bir söyleşisinde tanışmıştık. Kumkuat ve sakız likörleri favorilerimiz. Masalar erkenden kapılıyor, ona göre!

2. Rumların İzinde Tarihi Sokaklarını Gezin

Mübadele sonrası Rumlar’dan boşalan evler Cunda sokaklarının bugünkü çehresini oluşturan ana yapılar. Bu fotoğraftaki bina, buranın tipik mimari özelliklerini taşıyor: Bina volkanik bir taş olan sarımsak taşından yapılmış ve yapıştırmak için yumurta akı içeren bir harç kullanılmış. Taş Kahve de dahil tüm  tarihi binalar bu malzemeler kullanılarak yapılmış, tipik Rum binaları.

Sanırım yeri gelmişken tipik Rum mimarisi diye bahsedilen şeyi biraz açmamız lazım. Bilinenin sadece aksine, Rum mimarisi sadece taş ev olması ile karakterize edilmiyor, Türkiye genelinde aynı dönemlerden kalma taş ile örülmüş birçok Osmanlı evi de bulunmakta. Rum evlerini ayırdan özelliği kapı ve pencerelerinin bu resimdeki gibi blok taşlarla çerçevelenmesi.

Cunda’nın Aşıklar Tepesi’ne çıkan kaldırım taşlı, begonvilli, ahşap ve ferforje demir kaplama kapılı taş evlerle dolu tarihi sokaklarının her biri görülmeye değer. Cunda Taş Fırın’dan taze çıkmış ekmek elde, civardaki antikacılara göz atın.

3. Cunda Pazarından Taze Otlar Alın

Cunda Adası’nın pazarı öyle bildiğiniz klasik pazarlara benzemiyor. En taze en farklı Ege otlarını bulabileceğiniz bir pazar. Pazar Cumartesi günleri kuruluyor.

4. Plajlarında Deniz Keyfi Yapın 👙

Sezonda Cunda’daysanız sahillerinde deniz keyfi kaçmaz. Hemen tüyomuzu verelim. Adanın en güzel plajları adanın arka tarafında kalıyor. Cunda Adası’nın her noktası henüz işletmelerce parsellenmemiş olduğundan dilediğiniz gibi havlunuzu atıp denize girebileceğiniz yerler hala mevcut. Eylül’e kadar rüzgar Kuzey’den estiğinden dalgasız denize girmek için en uygun yer Ortunç Koyu. Eylül’den sonra rüzgar dönüp de Güney’den esmeye başladığında ise adanın diğer plajları güzel oluyor. Cunda Adası’nda denize girmek için en güzel plajları aşağıda Cunda Plajları yazımızda verdik.

CUNDA ADASI’NDA NE YENİR?

1. Lor Tatlısı ve Lor Kurabiyesi’ni Tadın

Cunda’dayken denemeniz gereken 1-2 tatlı var. Höşmerim gibi peynir tatlılarına bayılmayan insanlar olarak buranın lor kurabiyesine ve şerbetli lor tatlısını (yanında mutlaka sakızlı dondurma da alın) sevdik. Size Cunda’da tarihi bir mekan önermek isterim ancak bildiğimiz kadarıyla Karadeniz Pastanesi dışına Cunda’da tatlıcı yok. Ama Ayvalık’a geçecekseniz kendinizi oradaki tarihi Güler Tatlıhanesi’ne saklayın.   Konum için tıklayın.

2. Papalina Yiyin

Ayvalık’ın en özel lezzeti Papalina. Tiplerinin benzerliği nedeniyle çoğunlukla Sardalya yavrusu olduğu sanılsa da bu yanlış bir bilgiymiş. Hamsi gibi kılçığı ile yenilen ufak bir balık türü. Üzerine bir de yanında sakızlı dondurması ile lor tatlısı çektiniz mi mis! Bir de balıkçılarda bulabileceğiniz lor üstü vişne reçeli tatlısı var ki o da pek bir şehane. Aşağıda rakı – balık – meze muhteşem üçlüsünü bir arada bulabileceğiniz güzel mekanları bir bir yazdık.

3. Girit Mutfağı’nı Deneyimleyin

Bir restoranın menüsünde, ismini ilk defa duyduğunuz yabani otlu yemekler, zeytinyağlı mezeler ve deniz mahsullü ara sıcaklar varsa o menünün Girit mutfağından esinlendiği çıkarımını kolaylıkla yapabilirsiniz. Mübadale zamanında Girit’ten buralara gelip yerleşen Giritli Türkler, beraberlerinde Girit’in o hem pek sağlıklı, hem de yeme de yanında yat mutfak kültürünü de beraberlerinde getirmişler. Cunda’ya geldiğinizde, bir akşamınızı Girit yemekleri yapan bir restorana ayırın ve özellikle turp otu, radika, rezene, hardal otu, deniz börülcesi, kabak çiçeği, ısırgan, kazayağı, cibez otlu gibi ot yemeklerinden en az bir iki tanesini mutlaka deneyin.

CUNDA’YI ANLAMAK

Bugün gezdiğiniz Cunda’yı anlamak için az buçuk adanın tarihine hakim olmak şart. Merak etmeyin tarih boyu buradan geçen Aiol’ du, Karya’ydı gibi medeniyetlerinin kalıntılarını anlatıp narkoza bağlamayacağız. Zaten Cunda’nın tarihi, Topkapı Sarayı’nı ziyaret etmek ya da paranın icadını kitaptan okumak gibi bir şey değil, günlük hayatın akışında mimariden yemeklere karşınıza çıkıp kendi kendini anlatan hala içimizde yaşayan bir tarih.

(08.01.2019)

Binnur Olcaytürkan
Binnur Olcaytürkanbinnurolcayturk@hezmitgazetesi.com.tr
http://www.buyuksehirhaberi.com
https://www.vitrualworld.com